Fukuyama, Huntington, Büyük Ortadoğu Projesi ve

Türkiye'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ne Bakışı

 

Melih ERSAL

Yüksek Lisans Öğrencisi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Hasan Kalyoncu Üniversitesi

 

 

Özet

1990’lı yılların başlangıcında Fukuyama, Tarihin Sonu adlı eseri ile İslam dünyasını, batı değerlerini tehdit eden yeni karşı kutup olarak gösterirken, Hungtington’da 1996 yılında yazdığı kitap ile İslam dünyasının medeniyetler çatışmasının merkezinde yer aldığını iddia etmiştir. Bu çalışma ile ilk olarak 2004 yılında resmi söylem şeklinde gündeme taşınan Büyük Ortadoğu Projesi’nin hazırlanması sürecinde bu iki ismin fikirlerinin bu projenin kuramsal temellerini nasıl oluşturduğu ve projenin Türkiye’de ne şekilde karşılandığı incelenmektedir.

 

Fukuyama ve “Tarihin Sonu” Tezi

Francis Fukuyama’nın 1989 yılında The National Interest dergisinde yazdığı bir makalede ortaya attığı “Tarihin Sonu” tezine göre, SSCB’nin yıkılmasından sonra liberalizm, kapitalizm karşısında zaferini ilan etmiş; bu dönüm noktasını da “tarihin sonu” olarak ilan ederek artık dünyada siyasal model olarak liberalizmin ve ekonomi modeli olarak da kapitalizmin hüküm süreceğini ifade etmiştir (Fukuyama, Tarihin Sonu ve Son İnsan 1992, 11-14).

Fukuyama, farklı dinsel, kültürel, geleneksel yapıdaki her devletin er-geç liberalizm ve kapitalizmin yer alacağı aynı düzlemde buluşacağını belirtirken, tezinde sağ otoriter rejimler, sol totaliter rejimler ve İslami yönetimlerin olumsuz yönlerini göz önüne almakla birlikte özellikle İslam dünyasını, Batı değerlerini tehdit eden yeni karşı kutup olarak göstermiştir (Deniz 2012, 174).

 

Huntington ve “Medeniyetler Çatışması” Tezi

Samuel Huntington’da 1993 yılında Foreign Affairs dergisinde “Medeniyetler Çatışması” adında bir makale kaleme almış ve bu makalede, komünizm öncesi dönemde gerçekleşen açıktan askeri çatışmaların, komünizm döneminde ekonomik sistemler üzerine çatışmalara dönüştüğünü, Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra ise ideolojik ya da ekonomik bir mücadelenin olmayacağını fakat mücadelenin de bundan böyle kültürler ve medeniyetler arasında gerçekleşeceğini belirtmiştir (Huntington 1996).

Farklı kültür ve medeniyetler arasında kültür, din, tarih, gelenek ve görenekleri fay hatları olarak tanımlayan Huntington, dünyanın Çin, İslam, Afrika, Batı, Hint, Slav-Ortodoks, Latin Amerika ve Japonya olmak üzere 8 fay hattından oluştuğunu söyleyerek (Özer 2009, 1145), özellikle İslam ve Çin olgularını tezinde hedef almış ve Fukuyama gibi İslam dünyasının medeniyetler çatışmasının merkezinde yer aldığını iddia etmiştir (Deniz 2012, 174).

 

Fukuyama ve Huntington’un Tezleri Işığında Büyük Ortadoğu Projesi

11 Eylül 2001 saldırılarından sonra ABD, dış politikasında ciddi bir değişime gitme ihtiyacı duymuştur. Bu değişimin askeri aşaması Afganistan ve Irak’ta gerçekleştirilen teröre ve terör destekçisi olduğu iddia edilen devletlere yönelik savaşlar olurken; siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel aşaması da Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olmuştur.

BOP’un mantığı, Ortadoğu’nun terörün ana kaynaklarından biri olduğu varsayımına dayanmaktadır. Bunun yanı sıra, bölge halkları, monarşik ve/veya dikta rejimleri altında yaşamaktadır. Kısacası, Ortadoğu dünyanın en çok sorun barındıran ve en istikrarsız bölgesidir. Bu istikrarsızlık da bölgeden tüm dünyaya yayılmaktadır. Bölgedeki istikrarsızlık bölge ülkelerinin kendi iç dinamikleri ile çözülemeyecek derecede derin ve güçlüdür. Dolayısıyla, bölgeye barış, demokrasi, adalet ve istikrar getirmek için bölge dışından bir müdahale kaçınılmazdır (Çakmak 2008, 5).

Tam da bu noktada, Hungtington’un Medeniyetler Çatışması ve Fukuyama’nın Tarihin Sonu tezleri, Ortadoğu’da kurulacak egemenliğin tek kaynağının askeri güç olamayacağı ve dinsel/ideolojik unsurların da kullanılması düşüncesi ile günümüzde bölgeye hâkim olmanın kuramsal temellerini atmışlardır (Deniz 2012, 170).

Fukuyama ve Huntington’un tezleri açısından BOP’a baktığımız zaman ABD yönetimlerine ve CIA’ye strateji konusunda fikirler üreten RAND International adındaki düşünce kuruluşu Bush yönetimine “Sivil Demokratik İslam” adında bir rapor sunmuş ve bu raporda İslam coğrafyasının “aşırılık, terörizm, kaçak göç ve siyasi-ekonomik” düzensizlikler içerdiği (Deniz 2012, 175), (Benli 2011, 3), bu olumsuz durumun da er-geç Batı’ya yansıyacağı ve bunun da Huntington’un tezinde belirttiği gibi bir “Medeniyetler Çatışması”na dönüşeceği, dolayısıyla ABD yönetiminin bu konuda bu konuda tedbirler alması gerektiği dile getirilmiştir.

Diğer yandan Fukuyama ”Tarihin Sonu” ve bu kitabından sonra yazdığı “Ulus İnşası” ve “Devlet İnşası” eserlerinde, zayıf devletleri özellikle terör kaynağı olarak nitelemiş ve bu devletleri uluslararası sisteme tehdit görmüştür.

Irak’ın ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından işgalinden sonra özellikle Amerika’nın karşılaştığı direniş, sadece güce ve zorlamaya dayanan Ortadoğu politikalarının yanlış olduğunu göstermiştir. Bu nedenle ABD, eğitim, basın-yayın, evrensel demokratik idealler yoluyla, ABD’nin Ortadoğu’daki varlığını rızaya dayandırmaya, meşru kılmaya çalışan mekanizmaları üretebilmek için “Büyük Ortadoğu Projesi”ni geliştirmiştir (Deniz 2012, 169), (Atmaca 2013, 138).

Büyük Orta Doğu Projesi ilk olarak 13 Şubat 2004 tarihinde Arapça yayınlanan El-Hayat gazetesi aracılığı ile kamuoyuna duyuruldu. 2004 yılının Nisan ayında ABD, “Büyük Orta Doğu Girişimi” için bir dizi önerisini G-8 ülkelerine sunarak (Atmaca 2013, 137), BOP’u kurumsal bir yapıya oturtmaya çalışmış ve BOP kapsamında belirlenen 22 Ortadoğu ülkesi ile İran, Afganistan ve Pakistan’da (Çakmak 2008, 4), iktisadi, sosyal ve siyasi şartların iyileştirilmesi, serbest piyasa, serbest seçimler, basın özgürlüğü ve insan haklarının desteklenmesi amaçlanmıştır (Bağcı ve Sinkaya 2006, 22). BOP kapsamında belirlenen bu hedefler çerçevesinde 9 Haziran 2004 tarihinde G-8 üyesi ülkeler, ABD’de Sea Island Zirvesi’nde “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Ortak bir Gelecek ve İlerleme için Ortaklık” deklarasyonunu yayınladılar (Atmaca 2013, 137).

ABD hegemonik bir güç olarak ulus-devlet yapılanma faaliyetlerine girişerek “Kadife Devrimler”de, Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan gibi ülkelerde Batı ama özellikle ABD değerlerine göre yönetilecek sistemler kurmaya çalışmıştır. Bu faaliyetlerin Ortadoğu’ya yansıması ise BOP altında gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu faaliyetlere en bariz örnek ise 2010 yılında Tunus’ta başlayan "Arap Baharı” olmuştur. Bu süreci yaşayan ülkelere dikkat edilecek olursa BOP kapsamında olan ve BOP ile değiştirilmesi hedeflenen diktatörlük, dolayısıyla serbest piyasa ekonomisinin ve serbest seçimlerin uygulanmadığı, insan hakları ihlalleri, terörizm kaynağı, fundamental düşüncelerin yoğun olduğu ve etnik ve mezhebi açıdan çok parçalı demografik yapıların mevcut olduğu görülecektir. Dolayısıyla ABD yönetimi, RAND’dan aldığı raporda da görüldüğü üzere Huntington’un teziyle dile getirdiği ”Medeniyetler Çatışması”nın Ortadoğu bölgesinden kendisine yansımasını engellemeye çalışırken, aynı zamanda Fukuyama’nın tezlerine de uygun olarak bu coğrafyada liberal demokrasi ve serbest piyasa ekonomisinin tesis edilmesi suretiyle ulus devletler inşa etmeye çalıştığı görülecektir.

 

Türkiye ve Büyük Ortadoğu Projesi

Türkiye 1 Mart tezkeresi sonrası ABD ile oldukça sıkıntılı bir yıl yaşamış; Arap coğrafyasında tezkerenin reddinden dolayı takdir edilirken, ABD yönetim kademeleri tarafından baskı-intikam söylemlerine maruz kalmıştır. Bu kapsamda 1952’den bu yana NATO müttefiği olan ABD’nin BOP ile ortaya çıkması ve aşağıda bahsedilecek sebeplerden dolayı da Türkiye’nin BOP’a sıcak bakması en basit açıklamayla ABD ile ilişkilerin düzelmesine bir vesile olacağından dolayı Türkiye olumlu bir yaklaşım ortaya koymuştur.

Türkiye; BOP’un uluslararası düzeyde ilk defa görüşüleceği Nisan 2004 Sea Island G8 Zirvesi’ne “demokratik ortak” olarak davet edilmiş ve burada ortaya konan görüşlere de içinde yer almadığı bir organizasyona davet edilerek katkıda bulunmuştur. Neticede Türkiye ilk aşamada BOP kapsamında “hedef ülkelerden biri” olarak nitelenirken, bu durum, bu zirve ile “hedef ülkelere model ülke” konumuna taşınmış ve devam eden süreçte de Türkiye “demokratik ortak” olarak adlandırılmıştır (Bağcı ve Sinkaya 2006, 24). Burada RAND International tarafından hazırlanan raporda da belirtildiği üzere Türkiye’nin BOP kapsamında Batı’nın “model, köprü ve lokomotif” ülkesi olarak Ortadoğu’ya sunulması gerekliliği dikkate değerdir (Benli 2011, 4), (Dalgıç 2016, 9).

Sea Island’daki G-8 toplantısında Türkiye, Yemen ve İtalya ile birlikte “Demokrasi Yardım Diyalogu” eş-başkanlığını üstlenmiştir. Proje çerçevesindeki bütün önerilere olumlu yaklaşan Türkiye, Başbakan Erdoğan’ın projenin uygulanmasına dair dile getirdiği üç talepte bulunmuştur. Bunlar; dönüşümün dışarıdan dayatılmaması; her ülkenin farklılıklarının dikkate alınması ve hükümetlerin yanı sıra sivil toplum örgütlerinin ve iş dünyasının da uygulamaya katılmasının gerekliliği olmuştur. Başbakan Erdoğan, bu projenin başarılı olabilmesi hususunda özellikle İsrail-Filistin sorununa da adil bir çözüm bulunması gerektiğini belirtmiştir (Bağcı ve Sinkaya 2006, 24).

Türkiye, İslam-demokrasi ve liberalizmin bir arada olabileceğini Batı’ya gösterebildiği için de BOP’ta model olarak sunulmuştur. Şüphesiz Türkiye’nin Batı tarafından bu şekilde görülmesi, Türkiye için uluslar arası camiada 1 Mart tezkeresinin dönemine göre ciddi bir prestij kaynağı olmuştur. Nitekim Haziran 2004 NATO İstanbul Zirvesi’nde dönemin başbakanı Erdoğan BOP’a tam desteğini açıklamıştır (Atmaca 2013, 138).

O dönem Erdoğan’ın dış politika danışmanı olan Davutoğlu’da Türkiye’nin coğrafi, kültür, medeniyet ve tarih itibariyle Ortadoğu bölgesine karşı sorumlu olduğunu BOP kapsamında belirtilen hedeflerin Türkiye’nin de bölgede yerleşmesini istediği hedefler olduğunu dile getirmiştir. (Bağcı ve Sinkaya 2006, 26-30)

Türkiye, BOP’a desteği sonucu AB ve G8 ülkeleri nezdinde daha güçlü hale gelerek bölgesel istikrar, kalkınma ve demokrasi konularında öncü rol üstlenmiş, bu rol ile İslamafobi ile mücadele etmiş Avrupa Konseyi ve AGİT nezdinde başarılı girişimleri olmuş; Medeniyetler Çatışması tezine karşın İspanya ile BM çatısı altından “Medeniyetler İttifakı Projesi”nin iki eşbaşkanından bir tanesi olmuştur. Aynı zamanda Türkiye, BOP ile Filistin-İsrail sorununda da bir çözüme ulaşılabileceğini düşünmüştür (Bağcı ve Sinkaya 2006, 31).

Diğer taraftan BOP kapsamında Türkiye’ye “ılımlı İslam” devleti yakıştırması yapılması özellikle dönemin Cumhurbaşkanı Sezer, Genel Kurmay Başkanı Başbuğ ve Ana Muhalafet Partisi CHP tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir (Atmaca 2013, 139). Kemalist kesimlerden gelen bu tepkiler, üzerine Türkiye’nin laik-seküler bir devlet olduğu belirtilmiştir.

Dönemin ABD Dış İşleri Bakanı Powell’ın Türkiye’yi “İslam Cumhuriyeti” olarak tanımlaması (Atmaca 2013, 139) ve yine ABD’de yayınlanan Amerikan Karar Kuvvetleri’nin yayın organı olan Armed Forces Journal dergisinde, Ralph Peters imzasıyla “Blood Borders” adında bir makale yayınlanması ve bu makalede yer alan bir haritada (Peters 2006), Türkiye’nin de Fukuyama’nın “Devlet İnşası” eserinde belirttiği genel düşünce doğrultusunda (Fukuyama, Devlet İnşası: 21.Yüzyılda Yönetişim ve Dünya Düzeni 2005, 19-24) bölünmüş bir şekilde gösterilmesi üzerine başbakan Erdoğan’da bu gelişmelere tepki göstermiştir.

 

Türkiye'nin BOP’tan Uzaklaşması ve Batı'yı Çifte Standart Uygulamakla Suçlaması

Türkiye'nin zaman içinde BOP ile arasına mesafe koymaya başlamasında çeşitli etkenler söz konusu olmuştur:

Amerika tarafından radikal olarak adlandırılan küçük suni partilerin Irak’ta 2005 yılında gerçekleştirilen parlemento seçimlerine katılarak Irak Meclis’ine girmeleri, Lübnan!da Hizbullah Örgütü’nün güç kazanması, Filistin seçimlerinde Hamas’ın zafer kazanması, Mısır’da Müslüman Kardeşler Örgütü’nün parlementoya çok güçlü bir şekilde girmesi ve Cumhurbaşkanlığı makamını kazanması, ABD ve Avrupa ülkelerinde hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu hayal kırıklığının sebebi ise; Batı’nın demokratik açılımlarla birlikte Ortadoğu’da yer alan bu grupların güç kaybedeceğini öngörmesi olmuştur. Bundan dolayıdır ki; 2006 yılına gelindiğinde Batı, Arap Ortadoğusu’nda demokratikleşme faaliyetlerinden desteğini çekmiştir. Gelinen bu noktada uluslararası camia da, Batı’yı, BOP’u Irak’a müdahale için sadece bir enstrüman olarak kullandığı yönünde eleştirilmiştir (Çıplak ve Keser 2016).

Diğer yandan Ortadoğu’da ekonomi, insan hakları ve kadın hakları konularında geliştirme sağlanması, bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişmesi, özellikle genç nüfusta yaygın olan işsizliğe cözüm bulunması ve bölgede on yıllardır her sorunun müsebbibi olarak tanımlanan Filistin-İsrail çatışmasının barışla  sonlandırılması gibi konuları önemli bulan ve bu konularda beklentiler içine girenTürkiye, yukarıda bahsi geçen örgüt ve grupların güçlenmesi nedeniyle demokratikleşme adımlarından desteğini geri çeken Batı’yı, demokrasi konusunda samimi olmamakla eleştirmiş, iki yüzlülükle ve İslami kesime karşı çifte standart uygulamakla suçlamıştır. Bu durumda Batı ve Türkiye'nin politikalarının farklılaşmasının başlangıç noktasını teşkil etmiştir, Batılı ülkelerin bölgede demokrasiden desteğini çekmesi karşısında tüm eleştirilere rağmen Türkiye Ortadoğu’da seçimlere, ekonomik gelişme ve insan haklarına olan desteğini gruplar arasında ideolojik ayrım yapmadan sürdürmeye çalışmıştır (Çıplak ve Keser 2016).

Günümüzde, Ortadoğu coğrafyasında Türk ve Amerikan politikalarının farklılaşmasının temelinde yukarda bahsi geçen bu gelişmeler yatmaktadır (Çıplak ve Keser 2016).

 

Sonuç

Dünya çapında iki ünlü düşünür ve stratejist olan Samuel P. Huntington ve aynı zamanda Huntington’un öğrencisi de olan Francis Fukuyama’nın ortaya koydukları “Medeniyetler Çatışması” ve “Tarihin Sonu”  isimli eserlerinde dile getirdikleri düşünceler, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin yönetici kademesinin radikalizm ve terör kaynağı olduğunu düşündükleri devletleri ilk aşamada askeri yöntemler ile hizaya getirmeye çalışırken, süreç içinde bu yöntemlerin yetersiz kaldığını görmeleri üzerine “Büyük Ortadoğu Projesi” adı altında bu devletleri kontrol altına almaya yöneltme konusunda ilham vermiştir.

Sahip olduğu ekonomik gücü, demokratik yapısı, laik devlet anlayışı ve Müslüman nüfusuyla birlikte Büyük Ortadoğu Projesi’nin “demokratik ortağı” olarak nitelenen ve değişimin amaçlandığı ülkelere de rol model olarak sunulan Türkiye, ilk başta projeye sıcak bakmakla birlikte, yukarıdaki satırlarda da anlatıldığı üzere zaman içinde Türkiye’nin “bölünmüş ya da bir İslam Devleti” şeklinde nitelenmesi ülke içinden ciddi tepkiler ile karşılanmış ve Türkiye’nin aleyhine bir takım gelişmelerin meydana gelmesi, aynı zamanda proje kapsamında demokratikleştirileceği dile getirilen ülkelerin ortaya koydukları kendi tercihlerinin Batı tarafından kabullenilmemesi ve hatta karşı çıkılması üzerine BOP’un amaçları ve hedefleri Türkiye’de sorgulanmaya başlanmış ve Türkiye gelinen süreç içinde projeyle arasına mesafe koymuştur.

Sonuç olarak Batı tarafından idealist düşüncelerle başlatılan Büyük Ortadoğu Projesi, bölge halklarının kendi kaderlerini tayin etme çabalarını hoş karşılamayarak bu idealist düşüncelerden uzaklaşmış, neticede “reel Ortadoğu”nun yerleşik aşiret-kabile-feodal düzenini yenememiş, aksine 11 Eylül 2001 öncesine nazaran “Arap Baharı” ile birlikte projeye konu olan ülkelerin neredeyse tamamında radikalizm ve terörizm faaliyetleri daha da artarak kaosla birlikte Irak, Suriye, Libya, Yemen gibi ülkelerde iç savaşlara kapı açmakla kalmamış, terör kavramının Fransa, Belçika, Almanya ve İngiltere gibi Batı Avrupa ülkelerine de ihraç edilmesine sebep olmuştur.

 

Kaynakça

Atmaca, Ayşe Ömür. «11 Eylül Jeopolitik Anlatısı İçerisinde Türk-Amerikan İlişkileri.» Akademik Ortadoğu (More Ajans) 7, no. 14 (2013).

Bağcı, Hüseyin, ve Bayram Sinkaya. «Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye: AK Parti’nin Perspektifi.» Akademik Ortadoğu (More Ajans) 1, no. 1 (2006).

Benli, Yunus Emre. «Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye.» http://www.tuicakademi.org. 08 2011. http://www.tuicakademi.org/buyuk-ortadogu-projesi-ve-turkiye/ (erişildi: 05 04, 2017).

Çakmak, Cenap. «Bush'un Dış Politikası ve Büyük Ortadoğu Projesi.» http://www.bilgesam.org. 07 2008. http://www.bilgesam.org/incele/1042/-bush'un-dis-politikasi-ve-buyuk-ortadogu-projesi/#.WQyMQGdrP4g (erişildi: 05 05, 2017).

Çıplak, Bilal, ve Ahmet Keser. «The Militarization of Turkey's Democracy Promotion Policy in the Middle East.» International Journal of Humanities Social Science Invention, 2016.

Dalgıç, Mert. «Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye: Yeşil Kuşak'tan IŞİD'e.» https://www.academia.edu. 2016. https://www.academia.edu/26612107/B%C3%BCy%C3%BCk_Ortado%C4%9Fu_Projesi_ve_T%C3%BCrkiye_Ye%C5%9Fil_Ku%C5%9Faktan_I%C5%9E%C4%B0De (erişildi: 05 04, 2017).

Deniz, Şadiye. «Ortadoğu'nun Yeniden İnşasının Yapı Bozumu: Büyük Ortadoğu Projesi Üzerine Bir Analiz.» Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Kış 2012.

Fukuyama, Francis. Devlet İnşası: 21.Yüzyılda Yönetişim ve Dünya Düzeni. Profil Yayıncılık, 2005.

Fukuyama, Francis. Tarihin Sonu ve Son İnsan. Profil Yayıncılık, 1992.

Huntington, Samuel P. Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması. Okuyanus, 1996.

Özer, Ahmet. «11 Eylül, Bölünen Dünya, Huntington ve Çatısma.» Toplum ve Demokrasi, Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi 3, no. 5 (2009).

Özkan, Abdullah. «Fukuyama’nın Yeni Tezi: “Devlet Inşası…”.» http://www.tasam.org. 14 12 2006. http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/232/fukuyamanin_yeni_tezi_devlet_insasi%E2%80%A6 (erişildi: 05 04, 2017).

Peters, Ralph. «How A Better Middle East Would Look.» http://armedforcesjournal.com. 01 06 2006. http://armedforcesjournal.com/blood-borders/ (erişildi: 05 03, 2017).