Doç. Dr. Ali Serdar ERDURMAZ 

Hasan Kalyoncu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı

05.05.2015

Kazanan Taraf Savaş Değil Müzakere-Barıştır.

İran ile 12 yıldan beri süren inişli çıkışlı mücadelenin sonuna yaklaşırken her iki taraf elde edilen sonuçları kendi iç politikalarında

 ve dünya kamuoyunda değerlendirirken doğal olarak ben kazandım yaklaşımını ortaya koymaktadır. Burada en önemli nokta mutabakatın

varılması uzun bir sürece yayılsa dahi, sonucu elde etmede askeri gücün getirdiği şiddete başvurulmadan, yani bir tarafın harab olamasına meydan vermeden başarı kazanılmasıdır. Bu bir yerde realist görüşün öngördüğü davranışın bir kenara bırakılarak, ısrarla barışçı bir yaklaşımla çözümün aranmasının zaferidir. Aslında Realist bir görüş ile baktığınızda kazananın “savaş” değil “müzakere”nin fazileti olduğunu ve geleceğe örnek olması açısından da çok önemli getirilerinin mevcudiyetini ifade etmek gerekmektedir.

Bilindiği gibi “realizm”de sorunların çözümü salt güç kullanımıyla sağlanmaktadır. Bu güçten kasıt ise askeri güçtür. Halbuki, İran ile

 mevcut nükleer programının kontrol altına alınması ABD ve Avrupa Birliği’nin işbirliği içinde askeri güç dışındaki enstrümanların uygulamaya konulmasıyla-uzun bir zaman süresini içerse de, başarılı bir sonuca ulaştırıldığı izlenmektedir.  Batı, ABD öncülüğünde Joseph Nye’nin “hard power” unsuru olarak “ekonomik yaptırımları” kullanarak, İran üzerinde gittikçe şiddetlenen; önce nükleer enerji ile ilgili İran yetkililerine konulan batıya seyahat yasağı, batıdaki banka hesaplarını dondurma, İran Merkez Bankası ile ilişkileri kesme ve kredi musluklarını kapatma, ticari konularda  ambargo, gemilerin aramasına yönelik abluka vs gibi konuları kararlılıkla uygularken, diğer taraftan da “soft power” unsuru olarak “diplomatic müzakere” seçeneğini daima masada tuturak bu konudaki kararlılığını ortaya koymuştur. Bu iki gücün combine edilerek kullanılmasına “Smart Power- Akıllı Güç” denilmektedir. Nitekim Joseph Nye 2009’da yazmış olduğu “Get Smart, Combining Hard and Soft Power” isimli makalesinde; “Smart Power terimini 2003 yılında kendisinin geliştirdiğini belirtmiştir.

Güç, herhangi birisinin arzu ettiği bir şeyi diğerine kabul ettirme yeteneği olduğuna göre, bunu gerçekleştirebilmenin üç ayrı yolu mevcuttur; zorlama, bedel ve cezbetmedir. Sert güç (hard power) zorlama ve bedelin kullanılmasını içerir. Yumuşak güç (soft power) ise, arzu edilen sonucun cazibe yoluyla elde edilmesi yeteneğidir. Akıllı güç  bir yerde “havuç ve sopa” metaforunun bir karışımı olarak, sert güç ve yumuşak gücün dengeli bir şekilde kullanımı olarak ortaya çıkmaktadır. ABD’nin Başkan Obama’nın seçilmesinden sonra ilk defa Dışişleri Bakanı Hilary Clinton tarafından açıklanan “smart power-akıllı güç” stratejisi ile uygulanan yaptırımlar İran ekonomi ve sosyal hayatında ciddi etkiler yarattığı için İran, Cumhurbaşkanı Ruhani’nin seçilmesinden sonra  daha uzlaşmacı ve yumuşak bir  siyasi uslup ile müzakerelere girmiş ve bu günkü başarılı neticeye ulaşılmıştır. İşte İran ile yapılan bu müzakerelerdeki elde edilen olumlu sonuçlar “Smart Power-Akıllı Güç’ün”  başarısı ve bir yerde Realizm’e karşı Liberalizm’in  başarısı olarak, “kazan-kazan” yaklaşımının uygulanmasıyla ortaya çıkmaktadır. Kazan-kazan yaklaşımı her iki tarafında belirli ölçülerde tavizler vererek, arzu ettikleri temel hedeflere ulaşmalarını sağlama açısından taraflar arasında belirli bir tatmini ve memnuniyeti sağlamıştır. Bu açıdan realist görüş katılığını yeniden gözden geçirmek durumundadır.  Gerçekte sorun askeri güç kullanarak, diğer bir değişle İran’a karşı batı tarafından bir askeri harekat yapılarak çözülme yoluna gidilseydi, sorun savaş sonrası yapılacak siyasi görüşmelerle çözülmeye çalışılacak, belirli bir yıkıma uğramış İran’ın daha hırslı ve saldırgan bir tutum almasına neden olabilecek ve bir kısım konularda zorlamalarla İran arzu edilen noktaya getirilse dahi, İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanya gibi bir  ülke yaratılacaktı. Belki de İran ileride nükleer silaha sahip olmayı saplantı haline getiren bir konuma sürüklenecekti. Şimdiki yaklaşımda İran’da mutlu görünmektedir.

Yapılan Müzakerelerde Üzerinde Mutabakat Sağlanan Konular

Mart 2015 sonuna kadar sonuçlandırılması düşünülen görüşmeler sonucunda mutabakat sağlanan Müşterek Anlaşılabilir Faaliyet Planı’nda (Joint Comprehensive Plan of Action (JCPOA) ) belirlenen konular genel olarak aşağıdaki gibidir. Bu konuların gerçekleşmesine yönelik teknik yazımın 30 Haziran 2015‘e kadar bitirilmesi planlanmıştır. Bazı teknik uygulama detaylarında müzakereler devam etmekte olup, “bütün konular üzerinde tam bir anlaşma sağlanmadan hiç bir konuda anlaşma sağlanamadığı” kabul edilmemektedir.

İran:

  • Mevcut santrifüj tesislerinin üçte ikisini azaltacaktır. Bunlar sadece Natanz’daki 5060 IR-1 birinci jenerasyon tesislerde olacaktır.

  • En az 15 yıl % 3.67 oranından fazla uranium zenginleştirmesinde bulunamayacaktır.

  • Elinde halen mevcut olan 10.000 kg. kadar olan az zenginleştirilmiş uranium miktarının 15 yıl 300 kg. kadar  indirilerek sahip olmasında mutabakat sağlanmıştır.

  • İran’daki bu faaliyetlerin hepsi UAEA’nın (Uluslararası Atom Enerji Ajansı) control ve denetimleri altına girecektir.

  • Uranium zenginleştirmesi için 15 yıl herhangi bir yeni tesis inşa etmeyeceği belilenmiştir.

  • İran Fordow tesislerini 15 yıl boyunca zenginleştirme için kullanmayacağını ve bu tesisi barışçıl maksatlarda kullanabileceği teknoloji ve araştırma merkezi olarak düzenleyeceğini taahüt etmiştir. Bütün tesis UAEA denetim ve kontrolü altına girecektir.

  • Arak’taki ağır su araştırma reaktörünü yeniden dizayn ederek, 5+1 ile mutabık kaldığı şekilde barışçıl amaçlı nükleer araştırma ve radio izotop üretimi için kullanacaktır. Silah yapımında kullanılan plutonium üretiminden vazgeçecektir. Bu reaktörün ana çekirdeği olan yüksek kaliteli plutonium imha edilecek veya ülke dışına çıkartılacaktır. Bu maksatla ilave bir tesis yapmayacaktır.

  • Kullanılmış nükleer yakıtları ülke dışına çıkartacaktır. Bunları tekrar silah üretimine yönelik işleme tabi tutmayacaktır.

Burada en önemli konulardan biri İran’ın bütün tesislerinin UAEA’nın tam control ve denetimi altına girmesidir. İran evvelce bu konuda gösterdiği büyük dirençten vazgeçmiş ve özellikle bu konuda tam bir teslimiyet içine girmiştir.

Müzakereler öncesi İran’ın bir nükleer silah eldesi için 2 veya 3 aylık bir çalışma gerekeceği değerlendirilirken, müzakere ile belirlenen şartlar gerçekleşirse tahmin edilen sürenin en az bir yılı alabileceği değerlendirilmektedir.

BM Güvenlik Konseyi üyesi 5 ülke ve Almanya (5+1)

  • İran’ın yukarıda belirtilen şartlara uyduğunun tespiti nispetinde yaptırımları kaldıracaktır.

  • UAEA’nın İran’ın temel nükleer adımları attığını onaylaması üzerine ABD ve AB nükleer ile alakalı yaptırmları kaldıracaktır. İran’ın bu konularda ihmali yaptırımların tekrar uygulanmasına neden olacaktır.

  • İşlemlerin yerine getirilmesiyle İran üzerine BM Güvenlik Konseyi tarafından alınan bütün kararlar aynı anda kaldırılacaktır.

  • İran üzerinde terörizm, insan hakları ihlali ve balistik füzeler ile ilgili ABD tarafından konulan yaptırımlar ayrı tutulmuştur.

Tarafların Kazançları Açısından Değerlendirme

BM Güvenlik Konseyi üyesi 5 ülke ve Almanya (5+1) açısından bakıldığında İsviçre’nin Lousanne kentinde elde edilen mutabakat aşağıdaki arzu edilen şartları gerçekleştirmeye yönelik bir ortam oluşturmuştur.

  • ABD ve AB ülkelerinin herhangi bir sıcak çatışmaya girmeden arzu ettikleri sonuca ulaşmalarını sağlamıştır. Bu aslında Soğuk Savaş sonrası ortamda liderliğini sürdürmede askeri gücü öne çıkartarak, realist yaklaşımı belirlemiş olan Bushların yönetiminden sonra Başkan Barack Obama ile birlikte ABD’nin kurumsal ve örgütsel yapıları ve onların yaptırım gibi enstrümanlarını kullanarak daha liberalist bir yaklaşımı öngördüğünün bir ifadesidir.

  • ABD Başkanı Barack Obama’nın da belirttiği gibi “İran’ın nükleer silah yapma konusundaki şüpheli tavırları en azından 15 yıl boyunca” kontrol altına alınması imkanı bulunmuştur.

  • Müzakerelerin sonunda İran’a Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması temel yaklaşımından en önemlisi “nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanılması” hakkı tanınmıştır.

  • Ancak bu hak tamamen BM’in bu konudaki en yetkili kurumu olan UAEA’nın tam bir denetim ve kontrolü altına alınmasıyla uluslararası anlaşmalara uygun bir çerçeve içine alınmıştır. Bu suretle örgütsel denetim sağlanacaktır.

  • BM şemsiyesi altında ABD ve AB müşterek hareket ederek, dünya düzeninin sağlanmasında bölgesel örgüt işbirliği sağlandığı ve BM gibi evrensel sayılan örgütün işlerliği çatışmaların önlenmesinde örnek bir uygulama şeklini ortaya koymuştur.

  • Yukarıda da bahsedildiği gibi “kazan-kazan” ilkesinin uygulanması sonuca ulaşmada önemli bir faktör olmuştur. ABD daha evvel ısrarla üzerinde durduğu; “İran’ın kayıtsız şartsız nükleer programından tamamen vazgeçmesi” şartından geri adım atmış ve programın “barışçıl amaçlarla kullanılarak, alçak zenginleştirme” programının uygulanmasına rıza göstererek uzlaşmayı pozitif hale getirmiştir.

  • Sonuçtan batı memnun olduğunu belirtmiştir.

Konuya yaptırımların uygulandığı ve gittikçe kötüleşen ekonomisinin yanısıra, uluslararası ilişkiler açısından da batı ile ilişkilerinde bir çıkmazda olan İran açısından baktığımızda ulaşılan mutabakat ciddi kazançlar sağlamaktadır.

  • ABD ve AB yaptırımları ile uluslararası baskı İran ekonomisi ve sosyal yaşamı üzerinde sürdürülmesi zor zararlı etkiler yaratmıştır.

  • İran mevcut uluslararası konjonktürün  yakın çevresinde oluşturduğu yapının mevcut yaptırımlarla birlikte İran’da çok ciddi zararlara neden olacağının değerlendirmesini yapmıştır. Büyük destek aldığı Rusya üzerindeki yaptırımlar bu ülkede ekonomik çöküntüye yol açarken İran’a yardım etmesinde büyük zorluklar oluşacaktır. Bu durum sürdürülemez bir hal alacaktır.

  • Ortadoğu’da halen mevcut olan çatışma ortamında İran’ın müdahalesi büyük maliyetlere neden olmakla birlikte batının hasım olarak baskısı sonunda geleceği karanlık bir konuma doğru sürüklenmektedir. Bu nedenle batı ile ilişkileri yumuşatarak bir nebze baskının hafifletilmesi gerekmektedir.

  • Yukarıda kısaca belirtilen bu üç neden müzakerelerde İran’ın pozitif bir yaklaşım göstermesinin ana nedeni olarak görülebir.

  • Ancak, İran’ın bu müzakerelerde belirli bir kazanç ile çıkması gerekmektedir. İran başından beri iddia ettiği gibi, nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını elinde tutmak istiyordu müzakerelerde ana hedef olarak bunu belirledi ve sonunda da elde etti.

  • Elde edilen bu kazanç onu kendi kamuoyu üzerinde müzakerelerde başarılı olduğu ve bu işten kazançlı çıktığı konusunda siyaset yapmasına izin verecekti. Nitekim, belirtilen husus gerçekleşti ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani açıklamasında, “İran müzakerelerden kazançlı çıkmıştır. Barışçıl amaçla nükleer enerjiyi kullanarak, zenginleştirmeyi yapma hakkımızı koruduk” demiştir.

  • Bu İran açısından kazan-kazan’ın bir unsurudur. Bu açıdan bakıldığında İran’da sonuçlardan memnun gözükmektedir.

Sonuç

Müzakerelerde temel noktalar belirlenmiş ve en önemlisi sıcak bir çatışmaya veya savaş gibi son derece yıkıcı bir yola başvurulmadan sorunun çözülmesinin son aşamasına gelinmiştir. Bu barışçıl yaklaşımda ısrarlı siyasetin başarısıdır. Her iki tarafı da memnun edecek tavizlerle orta yolun bulunması nihai uzlaşmaya varılmasında önemli rol oynamıştır. Bundan sonrası diğer detaylar üzerinde uzlaşma sağlanarak, programın uygulamaya konulması aşamasına gelinecektir. 10 ve 15 yıl sürecek olan bu sürecin takibi BM UAEA’nın İran’daki uygulamaları sıkı denetimleriyle yapılabilecektir. Temennimiz herhangi bir aksama olmadan ve tekrar geriye dönme tehdidi olmadan sürecin yürümesidir. Yaratılan güven ortamı bir kere bozulursa tekrar tesisi son derece güç olur ve sonucu belki askeri müdahaleye kadar giden bir konuma ulaşır. Bunu hiç bir tarafın arzu etmediği değerlendirilmektedir.